Kaybolan Bir Hafızaya Bakmak: Büyükada Rum Yetimhanesi

18 Ocak 2026 Pazar günü, Adalı Prof. Dr. Benan Müsellim’in, Adalar Sahipsiz Hayvan Barınağı’ndaki 85 köpek için düzenlediği gezide; 20-25 “meraklı” Büyükada’da kar yağışı altında, sert bir soğukta bir araya geldik. Büyükada Hristos Manastırı’nda buluşarak Büyükada Rum Yetimhanesi’ne yürüdük. Yolda ve varışta, Adalı Mimar Korhan Gümüş’ün anlatımıyla, binanın hikâyesini ve bugün geldiği noktayı yerinde dinleme fırsatı buldum.

Büyükada Hristos Manastırı - 1
Büyükada Hristos Manastırı - 2
Büyükada Hristos Manastırı - 3
Büyükada Hristos Manastırı - 4

Etkinliğin hedefi “sahipsiz” canlara sahip çıkmaktı; yolun sonunda ise “sahipsiz bırakılmış” bir hafıza daha belirginleşti: Her yıl biraz daha çöken, sessizliği ile ağırlaşan Büyükada Rum Yetimhanesi.

Büyükada Rum Yetimhanesi Girişi

Yetimhane bahçesine iş nedeniyle daha önce birkaç defa girmiştim. Buna rağmen her gelişte daha farklı, ayakta kalmaya çalışan bir bina ile karşılaşıyorum. Bahçeye adım atar atmaz, alanın bakım ve gözetimini üstlenen görevlilerin tavuk ve koyun gibi hayvanlar beslediğini görmek, mekânın bugünkü haline dair tuhaf bir karşıtlık yaratıyor: Bir yanda bir miras yapının ağır ağır çöküşe yaklaşan sessizliği, diğer yanda gündelik hayatın zorunlu rutinleri. 

Bina her fırtınada, her yağmurda biraz daha çöküyor; yapı her seferinde daha kırılgan. Bugün bu kırılganlık, bir izlenim olmaktan çıkıp net bir risk olarak karşımızdaydı. Üstelik yalnızca ana yapı değil; bahçede, geçmişte ilkokul olarak kullanılan ek bina da gözle görülür biçimde yıpranmış durumda. Dışarıdan bakıldığında bile yapı elemanlarındaki deformasyon hissi, buranın da çökme tehlikesiyle karşı karşıya olabileceğini düşündürüyor.

Yetimhane Bahçesindeki İlkokul Olarak Kullanılan Bina

Benan Hoca’nın kurduğu bir cümleyi özellikle not ettim; hem günün ruhunu taşıyor, hem de “tanıklık” duygusunu tarif ediyordu: “Dünyanın en büyük ahşap çok katlı yapısını, bu kadar yakından bu haliyle gören ve Patrikhane ile bağlantısı olmayan belki de son insanlar olduk.”

Yapı hakkında yayımlanmış teknik değerlendirmelerde bina, Avrupa’nın en büyük ahşap konstrüksiyonu ve dünyanın ikinci büyük ahşap yapısı olarak anılıyor; ayrıca ciddi çökme riski özellikle vurgulanıyor. Bugün gördüğüm manzara, bu cümlelerin bir “uzman raporu” maddesi olarak kalmadığını; sahada gözle görülebilir hale geldiğini düşündürdü.

Büyükada Rum Yetimhanesi - 18.01.2026
Büyükada Rum Yetimhanesi - 18.01.2026

İçeri girmek artık imkânsız

Bugün bir kez daha netleşen şey şu: Yetimhanenin içine girmek artık “zor” değil, pratik olarak imkânsız. Çökme tehlikesi açık; giriş bölgesindeki taşıyıcı elemanların durumu bile insana bunu söylüyor. Bazı kolonların/taşıyıcı parçaların ağır hasarlı olduğu görülüyor; bina, belirli yerlerde adeta boşlukta “asılı” duruyormuş hissi veriyor. Bu noktada içeri adım atmak merakla açıklanabilecek bir şey değil; doğrudan risk.

Kişisel fikrim, geri dönüşün çok zor olduğu yönünde. Öte yandan Korhan Gümüş, anlatımında, en azından bazı bölümlerin kurtarılabileceğine dair inancını koruyor. Teknik raporun yaklaşımı da, yapıyı tamamen “eski haline döndürmekten” ziyade; önce acil güvenlik ve koruma müdahaleleriyle çökmenin önlenmesi, ardından yeni bir kullanım senaryosuyla yaşatılması yönünde bir çerçeve sunuyor.

Büyükada Rum Yetimhanesi - 18.01.2026

Bu gezi boyunca fotoğraflar çektim. Hava karlı olduğu için ve ben de çok hazırlıklı olmadığım için “portfolyo” tadında, çok özel kareler çıkmadı. Ama bugün anladığım şu: Bazen fotoğrafların değeri, estetik iddiasından değil; yapının güncel durumuna dair tanıklık taşımasından geliyor. Zor şartlarda ve kısıtlı zamanda çekilmiş olsalar da, yapının “bugününe” dair bir kayıt tutuyorlar. Üstelik her ziyaretimde binanın daha kötü görünmesi, bu tür kayıtların önemini artırıyor.

Büyükada Rum Yetimhanesi - 18.01.2026
Büyükada Rum Yetimhanesi - 18.01.2026
Büyükada Rum Yetimhanesi - 18.01.2026
Büyükada Rum Yetimhanesi - 18.01.2026
Büyükada Rum Yetimhanesi - 18.01.2026
Büyükada Rum Yetimhanesi - 18.01.2026

Barınaktaki "sahipsiz" köpekler için yola çıktık. Yolun sonunda, bir kültürel mirasın sahipsizliğini gördük. Büyükada Rum Yetimhanesi “görülmeye”, "hatırlanmaya" ve bir tür "sahiplenmeye" ihtiyaç duyuyor.

Tüm fotoğraflar için: https://mertsarac.com.tr/galeri/buyukada-rum-yetimhanesi

Büyükada Rum Yetimhanesi - 18.01.2026

Büyükada Hristos Manastırı:

Hristos Manastırı, Büyükada’nın İsa Tepesi olarak da bilinen tepesinde yer alır. Adalar Belediyesi’nin bilgilendirme metninde, bu noktada Bizans dönemine uzanan bir manastır bulunduğu görüşünün yaygın olduğu; ancak bunun bilimsel kanıt yokluğuna karşın dile getirildiği belirtilir. Adalar Mirası’ndaki bilgi notunda ise yapının 1753’te vakfedildiği ve 1869’da esaslı bir onarımdan geçtiği; kilisenin mimari kurgusunda üç nef ve batıda narteks gibi öğeler bulunduğu ifade edilir.

Büyükada Rum Yetimhanesi:

Büyükada’daki Rum Yetimhanesi, 1898’de inşa edilmiş; Avrupa’nın en büyük, dünyanın ise ikinci büyük ahşap yapısı olarak anılan, uzun süredir metruk durumdaki çok katlı bir yapı kompleksidir. 1964’ten beri kapalı olan yapıya, çökme riski nedeniyle girişe izin verilmediği; ön-restorasyon aşamasında dijital belgeleme, lazer/drone taramaları ve rölöve gibi çalışmaların yapıldığı farklı kaynaklarda yer alır. 2022’de, kompleksin müştemilatı olan okul binasının restorasyon projesinin Anıtlar Kurulu tarafından onaylandığı haberleştirilmiştir. Daha yakın tarihte ise Haziran 2025’te, Ekümenik Patrikhane’nin Kutsal ve Mukaddes Sinodu; daha önce finansman arayışlarının sonuçsuz kaldığını belirterek, alanda adanın mimari ve sosyal karakterine uygun, çevreye özen gösteren ve ekolojik bina standartlarına uyumlu turizm faaliyetlerinin geliştirilmesi yönünde girişimlerde bulunma kararını açıklamış; somut adımların Patrikhane’nin belirleyeceği uzman bir heyet öncülüğünde atılacağını duyurmuştur.